Wild Horses
Ah işte öyle gencecik
tasasız bir çocukken Tanrı’nın esirgeyişinde
Zamana yakalandım körpecik ve ölürken
Türkümü söylediysem de
denizler gibi zincirlerimle.
— Dylan Thomas, Fern Hill
Yaban Atları fotoğraf serisi, Diyarbakır’daki Hevsel Bahçeleri’nde; doğa, mit ve beden ekseninde yoldaşlığın çok katmanlı yapısını görsel bir anlatıya dönüştürür. Dicle Nehri’nin taşıdığı tarihsel bellek ve Hevsel’in ekolojik dokusu, seriyi hem geçmişe hem de henüz yaşanmamış geleceğe açılan zamansız bir eşikte konumlandırır.
Seri, evcilleşmenin bedelini doğasından kopmakla ödeyen, ama bu sayede dostuna kavuşan Enkidu’dan ilhamla adını Gılgamış Destanı’ndan alır. Enkidu’nun ölümü yalnızca tanrılara başkaldırının cezası değildir; aynı zamanda doğayla kurduğu ilişkinin çözülmesiyle birlikte, onu disipline eden ataerkil uygarlığın erkeklik rejimine dahil oluşunun da sonucudur. Bu bağlamda yaban atı, yalnızca vahşi doğaya ait bir figür değil; erkekliği şiddet, tahakküm ve denetim üzerinden kuran tarihsel normlardan uzaklaşarak, insanı doğayla yeniden akraba kılabilecek başka ilişki biçimlerinin metaforuna dönüşür.
Serideki imgeler, ataerkil erkeklik rejiminin yıkıcı, denetleyici ve aşırı rasyonel normlarını sorgulayarak; insanı insan-dışı olanla yeniden ilişkilendiren ekolojik yoldaşlık biçimlerinin izini sürer. Gençlik burada hem düşüş hem yükseliş, hem kayıp hem kazanım olarak görünür: suya sıçrayan bedenler, çamura basan ayaklar, kısa süreli göz göze gelişler… Tümü, arzuların ve ilişkilerin geçici ama yoğun izlerini taşır.
Sanatçı, bu geçiciliğin içinde sabitleşmeyi reddeden kuir akışkanlığın imkânını yoklar. İnsanı hayvanla, bedeni toprakla ve erkekliği kendi tahakkümcü geçmişiyle yüzleştirirken; özen, kırılganlık ve birlikte var olma ihtimallerini görünür kılar. İnsan ve insan olmayanla ihtimama dayalı bir ilişki kurmaya çalışan başka türlü erkeklik biçimleri üzerine düşünmeye davet eder. Dijital bozulmalar, yansımalar ve sarı tonlarla parçalanan pastoral görüntü, belleğin kırılgan yapısını şimdiye ve buraya çağırır.
Bugünden geriye bakıldığında, serinin atmosferi Thomas Eakins’in The Swimming Hole adlı yapıtıyla beklenmedik bir akrabalık kurar. Kayıp masumiyet ve zamandan sarkan hoyrat bir çocukluk hissi bu imgeler arasında dolaşır. Yaban Atları, yoldaşlığı yalnızca insanlar arasında değil; doğa, hayvan, teknoloji ve imgelerle kurulan yaşamsal bir yakınlık alanı olarak ele alır. Çünkü bazıları hâlâ yaban atlarının soyundandır: evcilleşmeyi reddeden, kaybolsa da bellekte direnen ve imgelere musallat olan varlıkların düşleri dizginlenemez.




